Hata
  • JFolder::create: Klasör oluşturulamadı
  • JFolder::create: Klasör oluşturulamadı

A-
Abajur: Işığın göze direk gelmesini engelleyen lamba.
Abanoz: Abanozgiller familyasından ağaç türü (sert ve siyah tahtası vardır)
Abara: Köy evlerinin tavan kısmındaki boşluk.
Akaju: Açık ve koyu damarlı kızıl kestane rengi.
Alaçam: "Karaçam"a Toroslarda verilen ad.
Anfora: İki kulplu, yumurta şeklinde, dibi genelde sivri olan veya bir ayakla biten antik kap.
Ankastre: Bir yuvanın içine yerleştirilmiş, gömülmüş olan.
Aplik: Duvar şamdanı, duvar lambası.
Armoni: Uyum, ahenk.
Arnuvo Cam: Bir yüzü pürüzlü dekoratif cam.
Asismik: Depreme dayanıklı.
Asiye: Direk, sütun.
Aterfon: Paslanmaz çelik içine, aralarına kuru hava bırakılarak yerleştirilmiş çift cam.
Avlu (atriyum): Yapıların orta kısmında bulunan, tercihe göre üstü açık yada kapalı olan geniş bölümdür. Mimarlıkta Atriyum olarak da adlandırılır.
Ayrıntı: Detay.
Aynaduvar: Bir duvarda çevresi silmeli, mermer taklidi veya sıvalı bölüm.
Aypencere: Yarım daire şeklinde pencere.

B-
Bakıncak: Küçük bir odacık şeklinde dışa taşan pencere, cumba.
Bakırtaşı: Malakit.
Balıkpulu: Aynı çizgi üzerinde birbirine değen ve bir çizgiden ötekine almaşan daire yaylarından meydana gelen mimarlık süslemesi.
Balar: Çatı kirişi.
Balza: Mantar kadar yumuşak ağaç. Maket yapımında tahtası kullanılır.
Bam: Çatı, dam, kubbe.
Bara: Demir çubuk.
Barhana: Büyük kullanışsız konak.
Başsedir: Eski Türk odalarında, başköşelerde bulunan üzeri minderli sedir.
Baştaban: Saçaklık bölümünü taşıyan ve sütun başlıkları üzerine oturarak, sütunları birbirine bağlayan taş bloklardan ibaret kısım.
Bauhaus: Almanya'da 1919 yılında ünlü mimar Walter Groius'un iki ayrı eğitim kuruluşunu, Weimar Güzel Sanatlar Akademisi ile yine Weimar'daki Uygulamalı Güzel Sanatlar Okulu'nu birleştirerek, kurduğu tasarım (dizayn) enstitüsü.
Baza: Mobilyanın alt kısmında, boydan boya uzanan en enli kısım.
Bazilika: Romalılarda dikdörtgen şeklinde yapılan planlı yapı.
Belverme: Bir kiriş veya döşemenin ortasından sarkması.
Berjer: Yastıklı derin koltuk.
Berced: Kalın dokunmuş kilim.
Bezek: Renkli, renksiz, düz veya kabartma olarak yapılan süs ögesi.
Bezemek: Süslemek, donatmak.
Biçim: Süsleme Sanatlarında belli bir temanın plastik veya grafik açıdan dile getirilişi.
Bide: Klozetin yanında yerleştirilen ve cinsel organın temizlenmesinde kullanılan fıskıyeli tekne.
Bisküvi: Sırsız porselen veya fayans.
Biruni: Selamlık odası, dairesi.
Bisat: Keçe, halı, minder,kilim gibi yaygı.
Bizote: Kenarı traşlı cam veya ayna.
Bocut: Ağaçtan oyularak yapılan testi.
Bosaj: Bir duvar yüzündeki taşların, çeşitli şekillerde (pürüzlü ve çıkıntılı) olarak bırakılması.
Brizbiz: Pencerelerin çerçevesine içeriden tutturulan ince perde.

C-
Cam elyafı: Cam ipliklerden meydana gelen, bir çeşit dokuma. Cam elyafı, polyesterle birlikte fiberglas yapımında kullanılır.
Cumba: Eski Türk evlerinde çoğu kafesli çıkma.
Cümle kapısı: Ana kapı.

Ç-
Çalma: Kalemle oyularak işlenmiş.
Çıralı çam: Sarıçam
Çantı: Ormanlık bölgelerde ağaç gövdeleri üst üste yığılarak yapılan ev.
Çapak: Madenler dövülürken sıçrayan ince ufak parça.
Çardak: Üstüne sarmaşıklı ağaç veya çiçek sarılarak yapılmış, kafesli gölgelik.
Çarpı: Kaba sıva.
Çatalçivi: Sıva üzerinden giden elektrik kablosunu tutturmakta kullanılan, iki ucu sivri U şeklinde çivi.
Çevirgi: Kapı kolu, elektrik anahtarı gibi çevrilince herhangibir işi görmeye yarayan araç.
Çil: Aynada sır bozulmasından meydana gelen leke.
Çiti: Halı kilimi örgüsünün sökülmemesi için saçaklarından dip kısmında yapılan örgü.
Çubhar: Ağaç kurdu.

D-
Damasko: Bir çeşit döşemelik kumaş.
Dekupaj: Çevre kesme işlemi.
Delgi: Matkap.Döndürülerek delik açmaya yarayan alet.
Demografi: İnsan topluluklarının istatistik etüdü.
Denizlik: Pencere eteğinin üstünde, içte yapılan ve camdan süzülen terleme sularını toplayan ahşap veya taş kısım.
Deriçe: Küçük oyma kapı veya pencere.
Derz: İki yapı gereci, elemanı veya yapının iki bölüğü arasında kalan aralık, bitişke.
Diplik: Halı kilim gibi şeylerde şekillerin dışında kalan kısım.
Dişbudak: Zeytingillerden, beyaz, sert keresteli bir ağaç.
Dişli döşeme: Nervürlü döşeme.
Diyagonal: Köşegen.
Dizayn: Tasarım.
Dülger: Yapıların kaba ağaç işlerini yapan usta.

E-
Ebru: Kağıt ve porselen bezekçiliğinde, yüzünde türlü renk ve şekilde boya bulunan suyun üzerine kapamak yoluyla kağıt ve porselene verilen hare, budak ve dalga gibi çeşitli süs.
Ekser: Büyük demir çivi.
Ekspertiz: Bir arsaya veya yapıya değer biçme.
Ekspresyonizm: Figüratif resim sanatında, bireyselciliğin ve nihilizmin anlatımı olarak özellikle Almanya'da yaygınlaşmış bir akım.
Ekstansometre: Cisimlerin deformasyonun ölçmekte kullanılan çok duyarlı bir alet.
Ergonomi: İnsan-iş ilişkilerini ve özellikle vücudun yeteneklerine uygun ve en az yorulmayla çalışmayı sağlamak amacıyla makina, sandalye, masa vb. dizaynını kapsayan inceleme alanı.
Eskis: Bir tasarımın ön taslağı.
Eskalator: Yürüyen merdiven.

F-
Fağfur: İyi porselenden yapılmış Çin işi kase vb.
Falçete: Maket bıçağı.
Farbala: Perde vb. şeylerin kenarına dikilen kırmalı veya büzgülü süs, fırfır.
Fiber: Sıkıştırılmış ve sentetik reçine ile bağlanmış bitki tellerinden yapılmış yapay tahta.
Fresk: Daha yaş iken duvar sıvası üzerine toprak boyalarla yapılan resim.
Freze: Bir delik ağzını genişletmek için kullanılan hızlı döner burgu.
Frize: Boydan boya çok düzgün çizgileri bulunan (ahşap kaplamada kullanılır).

G-
Galibarda: Mora çalan kırmızı renkte bir çeşit kök boyası.
Gözgü: Ayna.
Gravür: Ağaç veya maden üzerine kazılarak yapılan kalıplardan kağıda basılan resim, kazıma resim.
Grifon: Kartal başlı aslan.
Grotto: Doğal bir mağarayı andıracak şekilde deniz kabukları ile süslenmiş yer.
Güzey: Gölgede kalan yer.

H-
Halı kilimi: Halı dokusunun dağılmaması için baş ve son tarafına örülen şekilsiz şerit.
Halvet: Hamamlarda tek kurnalı yıkanma yeri.
Hanay: Sofa, hol.
Hare: Kimi eşya üzerinde dalgalanır gibi görünen parlak çizgiler, dalgır, meneviş.
Harim: Osmanlı camiilerini mahalleden ayıran duvar.
Hasbahçe: Padişah saraylarının bahçelerine eskiden verilen ad.
Haşebe: Kalın kuru ağaç.
Haşep: Ağacın odun kısmı.
Hat: Çizgi.
Hatayi: İnce kıvrımlarla birbirine bağlanan madalyonlar içinde toplanan üsluplaştırılmış çiçek ve yapraklardan meydana gelen, kıvrıkdallı Türk süslemesi.
Hatemkari: Kakmacılık.
Hattat: Güzel el yazıları yazan sanatçı.
Havra: Musevi tapınağı. Sinagog.
Helik: Duvar örülürken büyük taşların arasına yerleştirilen küçük taşlar.
Hilali: Altın kaplanmış bakır.
Hokka: Maden, cam ya da topraktan küçük kap.
Horoz: Kapı zembereğinin mandalı.

I-
Ilıklık: Roma hamamlarında soğukluk ile sıcaklık arasında yer alan bölüm.
Isgrafito: Deri, tahta gibi şeyleri kazımakta kullanılan, iki ucu saplı eğri bıçak.
Işıtın: Toprak kandil.

İ-
İçlik: Eski binalarda iç bölümde bulunan nakışlı camlı, alçı pencere.
İfraz: Ayırma, parselleme, parselasyon.
İhale: Bir işi, birçok isteklinin arasında en uygun görünen koşulları önerene bırakma, üsterme.
İkon: Rus ve Yunan kiliselerinde, renkli İsa, Meryem ve aziz tasvirlerine verilen ad.
İkonografi: Resim, heykel ve öbür plastik sanatların meydana getirdikleri tasvirleri inceleyen bilim.
İsfenks: Eski Mısırlılardan kalma, kadın başlı, aslan vücutlu anıtsal heykel.
İsmar: Çivileme, mıhlama.
İspanyolet: Pencere kanatlarını kapadıktan sonra sürgülemeye yarıyan ve ortasında düzeni işleten kolu bulunan demir sürgü.
İspina: Hipodromların ortasındaki eksen duvarı.
İşkence: Tutkallanan ahşap parçaları bir süre sıkıştırmak için kullanılan vidalı kıskaç.
İvgi: Ağaç oymaya yarar balta.

J-
Jardiniyer: Çiçek yerleştirilen veya konulan bir sandığı taşıyan süslü bir mobilya.
Jerfin: Kapı sürmesi
Jips: Alçıtaşı
Jipsoplasti: Alçıdan kabartma süsler yapma sanatı.

K-
Kafesoyma: Mermer, tahta gibi gereçleri kafes şeklinde oyarak yapılan süsleme.
Kagir: Taş veya tuğladan yapılmış olan yapı.
Kaide: Bir anıt veya heykelin üzerinde oturduğu yüksekçe taban.
Kakma: Levhalara arkadan kakılıp, vurularak yapılan resim.
Kalafat: Döşeme tahtalarının arasını üstüpü ile doldurup, macun veya ziftle tıkalayarak su geçirmez hale koyma işi.
Kalfa: Ustalıktan yetişme mimar yardımcısı.
Kalibre: İç çap.
Kama: Ahşap parçaları birleştirmek veya sıkıştırmak için kullanılan konik ahşap takoz.
Kameriye: Bahçelerde küçük köşk şeklinde yapılan ve üstü yeşillikle sarılan çardak.
Karkas: İskeletli bir strüktünün, taşıyıcı bölümlerinin hepsine verilen ad.
Kerevet: Üzerine şilte serilerek, yatmaya veya oturmaya yarıyan ahşap seki.
Kerki: Büyük balta.
Kermen: Kale, germen.
Kıtık: Mobilyacılıkta minder, yastık gibi şeyleri doldurmak için kullanılan keten veya kendir telleri.
Kızılkök: Kök boyası.
Kirnas: Kimi Anadolu evlerinin üst katlarında, dışa doğru çıkıntılı inşa edilmiş hela.
Kitabe: Yazıt.
Klape: Bir beton kalıbında, kanat tahtalarını bağlayan ahşap parça.
Konstrüksiyon: Yapı.
Kontur: Çevre çizgisi.
Konveks: Dışbükey.
Kozöz: Küçük kanape.
Körkasa: Bir kapı veya pencere kasasını ya da telaroyu tutturmak üzere alta, sonradan görünmeyecek şekilde konulan kasa veya telaro.
Köşker: Dülger.
Kromatizm: Çok renklilik. Mimaride 2.Dünya savaşından sonra önem kazanmıştır.
Kroşe: Boru ve parçalarını, geçtikleri yerlere tutturmak için kullanılan araç.
Kundur: Konsol kirişi (Doğu Karadeniz'de)
Kurağ: Sanatsal değeri olan yapı.
Kutur: Çap.
Kuvars: Doğal billuri silislerin genel adı.
Küpeşte: Korkulukların üzerine, elin kayması için yerleştirilen ve boydan boya devam eden profilli ahşap, maden veya plastik kısım.

L-
Labrum: Romalılarda banyo teknesi.
Lahit: Eskiden sinlerin üzerine konulan tabut biçimindeki taş.
Lal: Yakut gibi değerli taşlardan sayılan parlak kırmızı renkte, billurlaşmış, saydam bir alüminyum oksidi.
Lama Demiri: Uzun, ensiz, yassı, dikgörtgen kesitli demir.
Lata: Yapıda kullanılan dar, uzun kereste.
Lateks: Bitkilerin, çoğu süt görünüşünde olan öz suyu.
Lika: Boyacılıkta ve yaldızcılıkta astar olarak kullanılan bir çeşit zamk.
Litoloji: Taş bilimi.
Lületaşı: Doğal magnezyum silikatından ibaret, kolayca yontulup işlenebilen beyaz taş.

M-
Mabet: Tapınak.
Mabeyn: Eski konaklarda, harem ile selamlık arasında yer alan, hem harem hem de selamlık olarak kullanılabilen oda veya daire.
Maço: Taş çekici, balyoz.
Manivela: Bir ucundan bağlı bulunduğu nokta etrafında dönen kol.
Mapa: Ucu halkalı cıvata.
Maroken: Fas'ta işlenen yumuşak bir cins keçi derisi.
Maun: Tespihağacıgillerden, Hindistan ve Honduras'ta yetişen büyük bir orman ağacı ve bunun, parlak kırmızımtrak renkte, sert ve iyi cila tutan kerestesi. Güneş ığında koyulaşır ve makbuldür.
Maymuncuk: Her kilidi açmaya yarar, eğri ve sivri bir demirden ibaret alet.
Mefruşat: Döşemelik eşya.
Meneviş: Su yüzünde, maden ve ipekli kumaş gibi şeylerde görülen ince dalgalar. Hare.
Menfez: Girecek veya geçecek yer, delik, ağız, açma.
Menzil: Konak yeri.
Meşe: Gürgengillerden, kerestesi dayanıklı bir ağaç. Sert olduğundan iyi cila tutar.(akmeşe, karameşe, tüylümeşe, mantar meşesi, kızılmeşe)
Mıcır: Kırmataş.
Mıskala: Maden parlatmaya yarar.
Mine: Maden eşya üzerine kaplanan renkli cam tabakası.
Minyatür: Yazma kitaplarda bulunan, ince bir sanatla işlenen, küçük renkli resimlere verilen ad.
Moket: Doğal veya yapay hammaddeli, duvardan duvara döşenen bir çeşit halı.
Mozaik: Türlü renklerde küçük taş, cam, çömlek parçalarının yan yana getirilmesiyle yapılan duvar, döşeme, tavan kaplaması şeklinde resim ve bezeme işi. Mozaik tasvir şeklinde veya geometrik düzende olabilir.

N-
Nakkaş: Ressam.
Nervür: Kaburga, damar, diş.
Nihale: Sofrada kullanılan tencere altlığı.
Niş: Çoğunun üstü kemerli duvar hücresi.
Nötr: Yansız, tarafsız.

O-
Odeon: Eski Yunanda, içinde konserler verilen, şiirler okunan basamaklı yer.
Oniks: Damarlı akik.

Ö-
Öntasar: Herhangibir tasarının ilk biçimi. Avan proje.
Örek: Duvarcı ve dülger eliyle meydana gelmiş yapı.
Ören: Eski yapı veya şehir kalıntısı. Harabe.

P-
Pafta: Üzerine proje çizilen levha.
Palafit: Göl üzerine yapılan ilkel ev.
Palandız: Çeşmenin musluk taşı.
Palledyen: Gotik ve klasik ögelerin karışımına karşı İngiltere ve Fransa'da bir tepki olarak doğmuş bir akımdır.
Palmet: Palmiye dalı, yelpaze şeklinde kabartma desen.
Paraçol: Saçak, cumba gibi çıkmaların altına konan destek.
Parsel: Belli bir amaç için ayrılmış arazi parçası.
Paska: Doğu Karadeniz'de köhne yapı, serander.
Patyo: Bir evde taş döşeli avlu.
Pergola: Dikmeler ve sık kirişleme ile yapılan ve üzerine yeşillik sardırılan gölgelik.
Perspektif: Eşyayı, durağan bir noktaya göre uzaklıklarını ve aralarındaki duruş ayırımlarını canlandıracak şekilde resimleme yolu.
Pervaz: Bir şeyin çevresine veya kenarına uzunluğuna eklenen dar kenarlık.
Peyke: Bazı yerlerde, özellikle eski kahvelerde bulunan sedir.
Peyzaj Mimarisi: Bahçe Mimarlığının diğer adı; bir toprak parçasını bitki, su, taş gibi doğa elemanları ile düzenleme sanatı.
Pirinç: Bakıra çinko karıştırılarak elde edilen bir alaşım.
Pirometre: Fırınlardaki yüksek sıcaklığı ölçer alet.
Planya: Uzunluğu fazla olan yüzeylerin düzeltilmesinde kullanılan uzun rende, düzleme rendesi.
Platin: Rengi gümüşten esmerce, yumuşak, kolay işlenir, oksitlenmez, asitlere karşı dayanıklı, Pt simgesiyle gösterilen maden.
Polyester: Cila işlerinde cam elyafı ile donatılmış olarak mobilya ve çeşitli yapı elemanları yapmakta kullanılan sentetik reçinenin adı.
Pompadur: Fransa'da XV. Louis devrinde ortaya çıkan mobilya ve bezeme tarzı.
Portal: Taç kapı.
Proje: Bir yapının gerçekleşmesi için yapılan plan, kesit ve diğer ayrıntıların tümü.
Puşide: Türbelerde sandukaların üzerine örtülen yeşil örtü.
Pürmüz Lambası: Benzin, gazyağı ve ispirto ile çalışan, taşınabilir, ağzından püskürttüğü alev ile lehim yapma gibi işlerde kullanılan aygıt.
PVC: Elektrik kablolarının yalıtımında, suya karşı geçirimsizlik sağlanmasında kullanılan yanmaz bir polimer, vinli reçine. Döşeme kaplama gereçleri yapmakta kullanılan PVC'den temiz ve pissu boruları da yapılmaktadır.

R-
Rahle: Üzerine kitap koyup, bağdaş kurarak önüne oturulan bir çeşit alçak masa.
Raspa: Demir veya tahtayı kazımak için kullanılan iri dişli çelik eğe, törpü.
Rasyonalizm: 1900'lerde başlayan ve 1928 yılında CIAM toplantısı ile daha da ağırlık kazanan mimarlık akımı. Duygu yerine akıl ve mantığın, pozitif bilimlerin ön plana geçtiği bu akıma, fonksiyonellikte denir.
Rejans Tarzı: Fransa'da XIV. ve XV. Louis üslupları arasında bir geçit üslubu. (1715-1723)
Restorasyon: Aslına sadık kalınarak onarma işi.
Reze: İnce talaş.
Rondela: Cıvata başlarının veya somunların altına yerleştirilen, ortası delik, yuvarlak, yassı, madeni parça, pul.
Rotond: Planı bir daire olan, kubbeli yapı.
Rögar: Kanalizasyonda, yer altındaki temizleme parçalarını kontrol etmek ve çeşitli doğrulardan gelen boruları, başka bir doğruya yöneltmek için yapılan baca, lağım bacası.
Röleve: Bir yapının bütün boyutlarını ölçerek plan, kesit ve görünüşünü yeniden çıkarma, ölçüleme.
Röper: Bir doğrultuyu, bir düzeyi, bir yüksekliği belirlemek veya yeniden bulmak üzere bir duvar, jalon ya da arazi üzerine konulan işaret.

S-
Saç: Demir levha
Sağır: Penceresiz, saydamsız.
Sahanlık: Binalarda kapı önünde, merdiven başlarında veya ortasında olan boşluk.
Saykal: Maden parçalarının üzerine vurulan cila.
Sedef: Midye ve istiridye gibi hayvanların, süs eşyası yapmak için kullanılan, beyaz, parlak ve renkser kabuğu.
Sedefkar: Sedef işleyen sanatçı.
Sinagog: Musevi tapınağı.
Sismoloji: Yer hareketlerini ve depremleri inceleyen bilim dalı.
Sundurma: Yağmur veya güneşten korunmak için bir kapı üstüne veya duvar önüne yapılan saçak.
Sunta: Ahşap yonya levhası.
Süpürgelik: Yapılarda, duvarların döşeme ile birleştiği yerlere yerleştirilen ve boydan boya giden 5-8 cm. yüksekliğinde ahşap, taş, metal veya plastik şerit.

Ş-
Şablon: Kesme veya oyma kalıbı.
Şadırvan: Ortasında yüksekçe bir yerden şarıltı ile bol su akan havuz veya çavresi musluklu duvarla çevrilmiş su haznesi.
Şahide: Mezar taşı.
Şale: İsviçre'de kır evlerine verilen ad.
Şapel: Küçük kilise.

T-
Tahrilli Cam: Çeşmibülbül.
Takçagöz: Duvarlarda öteberi koymak için bırakılan, dolap içi gibi girgin yuva, oyuk raf.
Takke: Yarım kule şeklindeki kubbenin üst bölümü; küçük yassı kubbe.
Tandır: Yere çukur kazılarak yapılan bir çeşit fırın.
Taraça: Oturup hava almaya yarayan, düz ve çevresi açık yüksekçe yer, seki. Teras.
Tarz: Üslup.
Taşeron: Büyük bir işin bir bölümünü yapmayı, asıl müteahhitten üzerine alan ikinci üstenci.
Tav: İşlenecek bir nesnede bulunması gereken ısı, nem gibi durum.
Telkari: Gümüş veya altın tellerden meydana getirilen motiflerlerle süslü. (Telkari bir vazo)
Temren: Demir parmaklık çubuklarının ucundaki sivri kısım.
Terrakotta: Sarıdan kızıl kahveye kadar değişik renklerde, tuğla ve kiremitten çok daha düzgün, ince dokulu pişmiş toprak.
Tezhip: Yaldız ve boya ile bezeme işi.
Tezyin: Bezeme, süsleme.
Tırkaz: Kapıyı sıkıca kapamak için arkasına enine sürülen demir veya ağaç.
Tunç: Bakır, çinko ve kalay karışımı olup, pirinci andıran sarı bir alaşım.
Türkuvaz: Firuze. Firuze rengi. Türk mavisi.

U-
Ufki: Yatay.
Ustuka: Sönmüş kireç.

Ü-
Üstüpü: Kalafat işlerinde kullanılan didilmiş kendir.
Ütopya: Gerçekleşmesi olanaksız tasarı ya da düşünce.
Üzengi: Kirişleri veya bazı çatkı parçalarını taşımak üzere altlarına geçirilen U şeklinde bükülmüş, lama demiri veya yuvarlak demir.
Üzgeç: Çekilip alınır ip merdiven

V-
Varak: Yazılmış kağıt- Altın, gümüş, veya başka madenleri döverek meydana getirilen ince yaprak. Folyo.
Vasistas: Pencere ve kapı üzerinde bulunan, havanın değiştirilmesine yarar, açılır-kapanır pencere.
Vidanjör: Septik çukurlarının suyunu boşaltan.
Vihara: Hindistan'da Buda manastırı.
Vitray: Pencereleri süslemek için; kesilmiş renkli camları, ince kurşun veya ağaç çubuklarla ya da alçı ile birbirine bağlayarak, yapılan resim.
Vitrifiye: Camlaşmış, camsı; vitrifiye seramik.

Y-
Yüksük: Mobilya'da vida başlarını örtmek için kullanılan yüksük biçiminde maden parça.
Yüz: Yapının cephesi.

 

 

Сачак (Ламперия) http://www.emsien3.com/sachak от ЕМСИЕН-3
Дюшеме http://www.emsien3.com/дюшеме от EMSIEN-3